Namâz Kılanların Fazîletleri

NAMÂZ KILANLARIN FAZÎLETLERİ

Namâz kılmanın fazîletlerini ve namâz kılanlara verilecek sevâbları bildiren hadîs-i şerîfler çokdur. Abdülhak bin Seyfüd­dîn Dehlevînin (Eşi’at-ül-leme’ât) kitâbında, namâzın ehem­miyyetini bildiren hadîs-i şerîflerde buyuruluyor ki:

1 – Ebû Hüreyre “radıyallahü anh” bildiriyor. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki, (Beş vakt nemâz ve Cum’a nemâzı, gelecek Cum’aya kadar ve Ramezân orucu, gele­cek Ramezâna kadar yapılan günâhlara keffâretdirler. Büyük günâh işlemekden sakınanların küçük günâhlarının afvına sebeb olurlar.) Arada işlenilmiş olan küçük günâhlardan kul hakkı bu­lunmıyanları yok ederler. Küçük günâhları afv edilerek bitmiş olanların, büyük günâhları için olan azâblarının hafiflemesine se­beb olurlar. Büyük günâhların afv edilmesi için tevbe etmek de lâzımdır. Büyük günâhı yok ise, derecesinin yükselmesine sebeb olurlar. Bu hadîs-i şerîf, (Müslim)de yazılıdır. Beş vakt nemâzı kusûrlu olanların afv olmasına, Cum’a nemâzları sebeb olur. Cum’a nemâzları da kusûrlu ise, Ramezân orucları sebeb olur.

2 – Yine Ebû Hüreyre “radıyallahü anh” bildiriyor. Resûlul­lah “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki, (Kapısının önünde akar su olan bir kimse, bu suda her gün beş kerre yıkansa, bede­ninde kir kalır mı?) Eshâb-ı kirâm, cevâb vererek, hayır hiç kir kalmaz yâ Resûlallah dediler. (Beş vakt nemâz da böyledir. Beş vakt nemâz kılanların küçük günâhlarını Allahü teâlâ yok eder) buyurdu. Bu hadîs-i şerîf, (Buhârî)de ve (Müslim)de yazılıdır.

3 – Abdüllah ibni Mes’ûd “radıyallahü anh” diyor ki, birisi, ya­bancı bir kadını öpmüşdü. Ya’nî, Ensârdan biri, hurma satıyordu. Bir kadın, hurma almak için geldi. Kadına karşı hayvânî hisleri hareket etdi. Evde dahâ iyisi var. Gel ondan vereyim dedi. Eve gelince, kadını kucakladı, öpdü. Kadın, (Ne yapıyorsun Allahdan kork!) dedi. O da, pişmân oldu. Resûlullaha gelip, yapdığını söy­ledi. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” buna cevâb verme­di. Allahü teâlâdan vahy bekledi. Sonra, bu zât nemâz kıldı. Alla­hü teâlâ Hûd sûresinin yüzonbeşinci âyetini gönderdi. Bu âyet-i kerîmede meâlen, (Günün iki tarafında ve güneş batınca nemâz kıl! İyilikler, kötülükleri elbette yok eder) buyuruldu. Günün iki tarafı, öğleden evvel ve öğleden sonra demekdir. Ya’nî sabâh, öğ­le ve ikindi nemâzlarıdır. Gündüze yakın olan gece nemâzı da, akşam ve yatsı nemâzlarıdır. Bu âyet-i kerîmede, hergün beş vakt nemâzın, günâhların afv edilmelerine sebeb oldukları bildiril­mekdedir. Bu zât, yâ Resûlallah! Bu müjde yalnız benim için mi-dir? Yoksa bütün ümmet için midir, dedi. (Bütün ümmetim için­dir) buyurdu. Bu hadîs-i şerîf, iki Sahîhde de yazılıdır.

4 – Enes bin Mâlik “radıyallahü anh” diyor ki, bir kimse Re­sûlullaha “sallallahü aleyhi ve sellem” gelip, (Had cezâsı verile­cek bir günâh işledim. Bana had cezâsı vur!) dedi. Resûlullah, ne günâh işlemiş olduğunu buna sormadı. Nemâz vakti geldi. Berâber kıldık. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” nemâzı bitirince, bu zât kalkdı ve (Yâ Resûlallah “sallallahü aleyhi ve sellem”! Ben, had cezâsı yapılacak bir günâh işledim. Allahü te­âlânın kitâbında emr olunan cezâyı bana yap!) dedi. (Sen bizim­le berâber nemâz kılmadın mı?) buyurdu. Evet kıldım dedi.(Üzülme, Allahü teâlâ günâhını afv eyledi!) buyurdu. Bu hadîs-i şerîf, iki temel kitâbda yazılıdır. Bu zât, had lâzım olan büyük günâh işlediğini zan etmişdi. Nemâz kılınca afv olması, bunun küçük günâh olduğunu göstermekdedir. Yâhud had demesi, kü­çük günâhların karşılığı olan (Ta’zîr) cezâsı idi. İkinci sorusun­da, (Had cezâsı yap!) dememesi de, böyle olduğunu gösteriyor.

5 – Abdüllah ibni Mes’ûd “radıyallahü anh” diyor ki, Allahü teâlânın en çok hangi ameli sevdiğini Resûlullahdan “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” sordum: (Vaktinde kılınan nemâz) bu­yurdu. Ba’zı hadîs-i şerîflerde ise, (Evvel vaktinde kılınan ne­mâzı çok sever) buyurulmuşdur. Ondan sonra hangisini çok se­ver dedim. (Anaya-babaya iyilik yapmayı) buyurdu. Bundan sonra da hangisini çok sever dedim. (Allah yolunda cihâd etme­yi) buyurdu. Bu hadîs-i şerîf de, iki Sahîh kitâbda yazılıdır. Baş­ka bir hadîs-i şerîfde, (Amellerin en iyisi, yemek yidirmekdir) buyuruldu. Bir başkasında, (Selâm vermeyi yaymakdır.) Bir başkasında ise, (Gece, herkes uykuda iken nemâz kılmakdır) buyurulmuşdur. Başka bir hadîs-i şerîfde, (En kıymetli amel, elinden ve dilinden kimsenin incinmemesidir.) Bir hadîs-i şerîf­de de, (En kıymetli amel, cihâddır) buyuruldu. Bir hadîs-i şerîf­de, (En kıymetli amel, hacc-ı mebrûrdur.) Ya’nî, hiç günâh işle­meden yapılan hacdır buyuruldu. (Allahü teâlâyı zikr etmek­dir) ve (Devâmlı olan ameldir) hadîs-i şerîfleri de vardır. Süâli soranların hâllerine uygun, çeşidli cevâblar verilmişdir. Yâhud, zemâna uygun cevâb verilmişdir. Meselâ, islâmiyyetin başlangı­cında, amellerin en efdali, en kıymetlisi cihâd idi. [Zemânımız­da, amellerin en efdali, yazı ile, neşriyyât ile, kâfirlere, mezheb­sizlere cevâb vermek, Ehl-i sünnet i’tikâdını yaymakdır. Böyle cihâd edenlere, para ile, mal ile, beden ile yardım edenler de bunların kazandıkları sevâblara ortak olurlar. Âyet-i kerîmeler, hadîs-i şerîfler, nemâzın, zekâtdan, sadakadan dahâ kıymetli ol­duğunu gösteriyor. Fekat, ölüm hâlinde bulunana birşey verip, ölümden kurtarmak, nemâz kılmakdan dahâ kıymetli olur.]

6 – Câbir bin Abdüllah haber veriyor: Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki, (İnsan ile küfr arasındaki sınır, ne­mâzı terk etmekdir.) Çünki nemâz, insanı küfre varmakdan ko­ruyan perdedir. Bu perde aradan kalkınca kul küfre kayar. Bu hadîs-i şerîf, (Müslim)de yazılıdır. Bu hadîs-i şerîf, nemâzı terk etmenin çok fenâ olduğunu gösteriyor. Eshâb-ı kirâmdan çok kimse, nemâzı özrsüz terk eden kâfir olur dediler. Şâfi’î ve mâli­kî mezheblerinde kâfir olmaz ise de öldürülmesi vâcibdir. Hane­fî mezhebinde, nemâz kılıncaya kadar habs olunur ve dövülür.

7 – Übâde bin Sâmit “radıyallahü anh” haber veriyor. Resû­lullah “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki, (Allahü teâlâ beş vakt nemâz kılmağı emr etdi. Bir kimse, güzel abdest alıp, bunları vaktinde kılarsa ve rükû’larını, huşû’larını temâm ya­parsa, Allahü teâlâ, onu afv edeceğini söz vermişdir. Bunları yapmıyan için söz vermemişdir. Bunu, isterse afv eder, isterse azâb yapar.) Bu hadîs-i şerîfi, İmâm-ı Ahmed, Ebû Dâvüd ve Nesâî bildirmişlerdir. Görülüyor ki, nemâzın şartlarına, rükû’ ve secdelerine dikkat etmek lâzımdır. Allahü teâlâ sözünden dönmez. Doğru dürüst nemâz kılanları muhakkak afv eder.

8 – Ebû Emâme-i Bâhilî “radıyallahü anh” bildiriyor. Resû­lullah “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki, (Beş vakt nemâ­zınızı kılınız! Bir ayınızda oruc tutunuz! Mallarınızın zekâtını veriniz! Başınızda olan âmirlere itâ’at ediniz. Rabbinizin Cen­netine giriniz.) Görülüyor ki, hergün beş vakt nemâz kılan ve Ramezân ayında oruc tutan ve malının zekâtını veren ve Alla­hü teâlânın yeryüzünde halîfesi olan âmirlerin islâmiyyete uy­gun emrlerine itâ’at eden bir müslimân, Cennete gidecekdir. Bu hadîs-i şerîfi, imâm-ı Ahmed ve Tirmüzî bildirmişlerdir.

9 – Eshâb-ı kirâmın meşhûrlarından Büreyde-i Eslemî “radı­yallahü anh” haber veriyor. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sel­lem” buyurdu ki, (Sizinle aramızda olan ahd, nemâzdır. Nemâ­zı terk eden kâfir olur.) Görülüyor ki, nemâz kılanın müslimân olduğu anlaşılır. Nemâza ehemmiyyet vermiyen, nemâzı birinci vazîfe kabûl etmediği için kılmıyan kâfir olur. Bu hadîs-i şerîfi imâm-ı Ahmed ve Tirmüzî ve Nesâî ve İbni Mâce bildirdi.

10 – Ebû Zer-i Gıfârî “radıyallahü teâlâ anh” diyor ki, son­behâr günlerinden birinde, Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sel­lem” ile berâber sokağa çıkdık. Yapraklar dökülüyordu. Bir ağaçdan iki dal kopardı. Bunların yaprakları hemen döküldü. (Yâ Ebâ Zer! Bir müslimân Allah rızâsı için nemâz kılınca, bu dalların yaprakları döküldüğü gibi, günâhları dökülür) buyur­du. Bu hadîs-i şerîfi imâm-ı Ahmed haber verdi.

11 – Zeyd bin Hâlid Cühemî haber veriyor. Resûlullah “sal­lallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki, (Bir müslimân, doğru ola­rak ve huşû’ ile iki rek’at nemâz kılınca, geçmiş günâhları afv olur.) Ya’nî küçük günâhlarının hepsi afv olur. Bu hadîs-i şerîfi İmâm-ı Ahmed “rahime-hullahü teâlâ” bildirdi.

12 – Abdüllah bin Amr ibni Âs “radıyallahü teâlâ anhümâ” haber veriyor. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki, (Bir kimse, nemâzı edâ ederse, bu nemâz kıyâmet günü nûr ve burhân olur ve Cehennemden kurtulmasına sebeb olur. Ne­mâzı muhâfaza etmezse, nûr ve burhân olmaz ve necât bulmaz. Kârûn ile, Fir’avn ile, Hâmân ile ve Übey bin Halef ile birlikde bulunur.) Görülüyor ki, bir kimse, nemâzı farzlarına, vâcibleri­ne, sünnetlerine ve edeblerine uygun olarak kılarsa, bu nemâz, kıyâmetde nûr içinde olmasına sebeb olur. Böyle nemâz kılma­ğa devâm etmezse, kıyâmet günü adı geçen kâfirlerle berâber olur. Ya’nî, Cehennemde şiddetli azâb çeker. Übey bin Halef, Mekke kâfirlerinin azgınlarından idi. Uhud Gazâsında, Resû­lullah “sallallahü aleyhi ve sellem” mubârek eli ile onu Cehen­neme gönderdi. Bu hadîs-i şerîfi, imâm-ı Ahmed ile Beyhekî ve Dârimî bildirmişlerdir.

13 – Tâbi’înin büyüklerinden Abdüllah bin Şakîk “rahime­hullahü teâlâ” diyor ki, (Eshâb-ı kirâm “radıyallahü anhüm”, ibâdetler içinde, yalnız nemâzı terk etmenin küfr olacağını söy­lediler.) Bunu, Tirmüzî bildirdi. Abdüllah bin Şakîk, Ömerden, Alîden, Osmândan ve Âişeden “radıyallahü anhüm” hadîs-i şe­rîfler rivâyet etmişdir. Hicretin yüzsekiz senesinde vefât etdi.

14 – Ebüdderdâ “radıyallahü anh” diyor ki, çok sevdiğim ba­na dedi ki, (Parça parça parçalansan, ateşde yakılsan bile, Alla­hü teâlâya hiçbir şeyi şerîk yapma! Farz nemâzları terk etme! Farz nemâzları bile bile terk eden müslimânlıkdan çıkar. Şerâb içme! Şerâb, bütün kötülüklerin anahtarıdır.) Görülüyor ki, farz nemâzlara aldırış etmeyip terk eden kâfir olur. Tenbellikle terk eden kâfir olmaz ise de büyük günâh olur. İslâmiyyetin bildirdi­ği beş özrden biri ile fevt etmek günâh değildir. Şerâb ve alkollü içkilerin hepsi aklı giderir. Aklı olmıyan her kötülüğü yapabilir.

15 – Alî “radıyallahü anh” haber veriyor. Resûlullah “sallal­lahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki, (Yâ Alî! Üç şeyi yapmağı ge­cikdirme: Vakti gelince, nemâzı hemen kıl! Cenâze hâzırlanın­ca, nemâzını hemen kıl! Bir kızın küfvünü bulunca, hemen ev­lendir!) Bu hadîs-i şerîfi Tirmüzî “rahime-hullahü teâlâ” bildir­di. Cenâze nemâzını gecikdirmemek için, mekrûh olan üç vakt­de de kılmalı.

[Görülüyor ki, kadını, kızı küfvüne, ya’nî dengine vermek lâ­zımdır. Küfv demek, zengin olmak, ma’âşı çok olmak demek de­ğildir. Küfv olmak, erkeğin sâlih müslimân olması, Ehl-i sünnet i’tikâdında olması, nemâz kılması, içki içmemesi, ya’nî islâmiy­yete uyması ve nafaka kazanacak kadar iş sâhibi olması demek­dir. Erkeğin, yalnız zengin olmasını, apartman sâhibi olmasını isteyenler, kızlarını felâkete sürüklemiş, Cehenneme atmış olur­lar. Kızın da nemâz kılması, başı, kolu açık sokağa çıkmaması, mahrem olmıyan akrabâsı ile dahî yalnız kalmaması lâzımdır.]

16 – Abdüllah ibni Ömer “radıyallahü anhümâ” haber veri­yor. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki, (Ne­mâzlarını vaktleri gelince hemen kılanlardan Allahü teâlâ râzı olur. Vaktlerinin sonunda kılanları da afv eder.) Bu hadîs-i şe­rîfi Tirmüzî “rahime-hullahü teâlâ” bildirdi.

Şâfi’î ve hanbelîde, her nemâzı, vaktinin evvelinde kılmak efdaldir. Mâlikî mezhebi de buna yakındır. Ancak, çok sıcakda, yalnız kılanın, öğleyi gecikdirmesi efdal olur. Hanefî mezhebin­de, sabâh ve yatsı nemâzlarını gecikdirmek ve sıcak zemânlar­da öğleyi, hava serinleyince kılmak efdaldir. [Fekat öğleyi, imâ­meyn kavline göre, ikindi vakti girmeden ve ikindiyi ve yatsıyı da, İmâm-ı a’zama göre, vakti girince kılmak iyi olur, ihtiyâtlı olur. Takvâ ehli olanlar, her işlerinde ihtiyâtlı olurlar.]

17 – Ümm-i Ferve “radıyallahü anhâ” haber veriyor. Resûlul­laha “sallallahü aleyhi ve sellem” hangi amelin efdal olduğu so­ruldu. (Amellerin efdali, vaktinin evvelinde kılınan nemâzdır) buyurdu. Bu hadîs-i şerîfi, imâm-ı Ahmed, Tirmüzî ve Ebû Dâ­vüd “rahime-hümullahü teâlâ” bildirdiler. Nemâz, ibâdetlerin en üstünüdür. Vakti girer girmez kılınca, dahâ üstün olmakdadır.

18 – Âişe “radıyallahü anhâ” diyor ki, (Resûlullahın “sallal­lahü teâlâ aleyhi ve sellem” nemâzını âhır vaktinde kıldığını, iki def’a görmedim.)

19 – Ümm-i Habîbe “radıyallahü anhâ” haber veriyor. Resû­lullah “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki, (Bir müslimân kul, her gün, farz nemâzlardan başka, on iki rek’at, tetavvu’ ola­rak nemâz kılarsa, Allahü teâlâ ona Cennetde bir köşk yapar.) Bu hadîs-i şerîf (Müslim)de yazılıdır. Görülüyor ki, hergün beş vakt farz ile kılınan sünnet nemâzlara Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” tetavvu’, ya’nî nâfile nemâz demekdedir.

20 – Tâbi’înin büyüklerinden Abdüllah bin Şakîk “rahime­hullahü teâlâ” diyor ki, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sel­lem” tetavvu’ nemâzlarını, ya’nî nâfile nemâzlarını, hazret-i Âi­şeden “radıyallahü anhâ” sordum. (Öğle farzından evvel dört, sonra iki, akşamın ve yatsının farzlarından sonra iki, sabâh ne­mâzlarının farzından evvel iki rek’at kılardı) dedi. Bu haberi, Müslim ve Ebû Dâvüd “rahime-hümallahü teâlâ” bildirdiler.

21 – Âişe “radıyallahü anhâ” dedi ki, (Resûlullahın “sallalla­hü aleyhi ve sellem” nâfile ibâdetlerden en çok devâm etdiği, sabâh nemâzının sünneti idi.) Bu haber, (Buhârî)de ve (Müs­lim)de yazılıdır. Âişe “radıyallahü anhâ”, beş vakt nemâzda kı­lınan sünnet nemâzlara, nâfile nemâz demekdedir.

[Büyük islâm âlimi, sapıklara, mezhebsizlere karşı Ehl-i sün­netin en kuvvetli hâmîsi, Allahü teâlânın seçdiği dîni yayan, bid’atleri yıkan büyük mücâhid, İmâm-ı Rabbânî müceddid-i elf-i sânî Ahmed bin Abdül-ehad Fârûkî Serhendî “rahmetulla­hi aleyh”, islâm dîninde bir benzeri yazılmamış olan, (Mektû­bât) kitâbının birinci cildi, yirmidokuzuncu mektûbunda buyu­ruyor ki:

Allahü teâlânın râzı olduğu işler, farzlar ve nâfilelerdir. Farz­ların yanında nâfilelerin hiç kıymetleri yokdur. Bir farzı vaktin­de kılmak, bin sene, durmadan nâfile ibâdet yapmakdan dahâ kıymetlidir. Her çeşid nâfile, meselâ nemâz, zekât, oruc, ömre, hac, zikr, fikr, hep böyledir. Hattâ bir farzı yaparken, bunun sün­netlerinden bir sünneti ve edeblerinden bir edebi yapmak da, başka nâfileleri yapmakdan kat kat dahâ kıymetlidirler. Emîr-ül­mü’minîn Ömer-ül-Fârûk “radıyallahü anh”, birgün sabâh ne­mâzını kıldırınca, cemâ’at arasında birisini göremeyip sebebini sordukda, o her gece nâfile ibâdet yapıyor. Belki uyumuş, ce­mâ’ate gelememişdir dediler. (Bütün gece uyusaydı da, sabâh nemâzını cemâ’at ile kılsaydı, dahâ iyi olurdu) buyurdu. Görülü­yor ki bir farzı yaparken, edeblerinden bir edebi yapmak ve bir mekrûhundan sakınmak, zikr, fikr ve murâkabadan katkat dahâ kıymetlidir. Evet bunlar, o edebleri yapmakla ve mekrûhlardan sakınmakla berâber yapılırsa, elbet çok fâideli olurlar. Fekat on­larsız olunca, birşeye yaramazlar. Bunun gibi, bir lira zekât ver­mek, binlerce lira nâfile sadaka vermekden dahâ iyidir. O bir li­rayı verirken bir edebini gözetmek, meselâ, yakın akrabâya ver­mek de o nâfile sadakadan katkat dahâ iyidir. [Gece nemâzı kıl­mak istiyenlerin kazâ kılmaları lâzım olduğu buradan anlaşıl­makdadır. Allahü teâlânın emrlerine (Farz), yasaklarına (Ha­râm), Peygamberimizin emrlerine (Sünnet), yasaklarına (Mek­rûh), bunların hepsine (Ahkâm-ı islâmiyye) denir. Güzel ahlâk sâhibi olmak, insanlara iyilik etmek farzdır. Ahkâm-ı islâmiyye­nin bir hükmüne inanmıyan, beğenmiyen (Kâfir), (Mürted) olur. Hepsine inanana (Müslimân) denir. Tenbellikle ahkâm-ı islâ­miyyeye uymıyan müslimâna (Fâsık) denir. Bir farza, bir harâma uymıyan fâsık, Cehenneme gidecekdir. Bunun yapdıklarının hiç­biri ve sünnetleri kabûl olmaz, sevâb verilmez. Bir lira zekât ver­miyenin milyonlar vererek yapdığı hayrâtların ve hasenâtların hiçbiri kabûl olmaz. Yapdığı câmi’lere, mekteblere, hastahânele­re, hayr cem’ıyyetlerine yapdığı yardımlara sevâb verilmez. Yat­sı nemâzını kılmıyanın terâvîh nemâzı kabûl olmaz. Farzlardan ve vâciblerden başka yapılan ibâdetlere (Nâfile) denir. Sünnetler nâfile ibâdetdir. Bu ta’rîfe göre, kazâ nemâzları kılan, sünnet de kılmış olur. Bir farzı yapmanın, bir harâmdan sakınmanın sevâ­bı, milyonlarca nâfile sevâbından çokdur. Bir farzı yapmıyan, bir harâm işleyen, Cehennemde yanacakdır. Nâfile ibâdetleri, onu Cehennemden kurtaramaz. İbâdetlerde yapılan değişikliklere (Bid’at) denir. İbâdet yaparken bid’at işlemek harâmdır ve ibâ­detin bozulmasına sebeb olur. [245.ci sahîfeye bakınız!] Hadîs-i şerîfde (Bid’at işleyenin hiçbir ibâdeti kabûl olmaz) buyuruldu. Fâsıkın, meselâ karısı, kızı tesettür yapmıyan kimsenin ve bid’at sâhibinin, meselâ ibâdetlerde ho-parlör kullanan kimsenin arka­sında nemâz kılmamalı, va’zlarını, din üzerindeki uydurma nutk­larını dinlememeli, kitâblarını okumamalıdır. Dosta da, düşma­na da güler yüz, tatlı dil göstermeli, hiç kimse ile münâkaşa etme­melidir. Hadîs-i şerîfde (Ahmaka cevâb verilmez) buyuruldu.

İbâdetler, kalbin temizliğini artdırır. Günâhlar kalbi karartır, feyzleri alamaz olur. Her müslimânın, îmânın şartlarını ve farzla­rı ve harâmları öğrenmesi farzdır. Bilmemesi özr değildir. Ya’nî bilip de inanmamak gibidir.] (Mektûbât) kitâbı fârisîdir. Terce­mesi burada temâm oldu. İmâm-ı Rabbânî hazretleri, 1034 [m. 1624] senesinde, Hindistânda, Serhend şehrinde vefât etdi.