İskât ve Devr Nasıl Yapılır?

İskât ve Devr Nasıl Yapılır?

Fidye parası, mirâsın üçde birini aşarsa, vârisler izn vermedik­çe, velî üçde birden fazlasını sarf edemez. (Kınye) kitâbında di­yor ki, bütün ömrünün namâzları için malının üçde birinin veril­mesini vasıyyet eden meyyitin, borcu da olsa, alacaklısı, vasıyye­tin yapılmasına izn verse de, vasıyyetin yapılması câiz olmaz. Çünki, islâmiyyet, önce borcun ödenmesini emr etmekdedir. Borcu ödemek, alacaklının râzı olması ile sonraya bırakılamaz.

Bütün namâzların iskât edilmesi için vasıyyet eden kimsenin kaç yaşında öldüğü bilinmiyorsa, bırakdığı mîrâsın üçde biri, namâzlarının iskâtına yetişmediği zemân, bu vasıyyet câiz olur. Mîrâsın üçde biri, iskât için yetişir ve artarsa, bu vasıyyeti câiz olmaz, bâtıl olur. Çünki, malın üçde biri, iskâta yetişmediği ze­mân, üçde biri ile, iskât edilecek namâzların sayısı belli oldu­ğundan, vasıyyeti bu namâzlar için sahîh olur. Geri kalan na­mâzları için olan vasıyyeti lağv, ya’nî boş lâf olur. Üçde biri, çok olduğu zemân, ömrü ve dolayısı ile namâz sayısı belli olmadığı için, vasıyyeti bâtıl olur.

Namâz iskâtı için vasıyyet eden meyyitin hiç malı yoksa veyâ üçde biri, vasıyyete yetişmiyorsa veyâ hiç vasıyyet etmemiş olup, velî kendi malı ile iskât yapmak istiyorsa, (Devr) yapar. Fekat velî devr yapmağa mecbur değildir. Devr yapmak için, velî, bir aylık veyâ bir senelik iskât için lâzım olan altın liralık veyâ beşi­biryerde veyâ bilezik, yüzük veyâ gümüş geçer para ödünç alır. Meyyit erkek ise, yaşından oniki sene, kadın ise dokuz sene dü­şerek, kaç sene borcu olduğunu hesâblar. Bir günlük altı namâz için, on kilo, bir güneş yılı için, üçbinaltıyüzaltmış kilo buğday vermek lâzımdır. Meselâ bir kilo buğday yüzseksen kuruş oldu­ğu zemân, bir senelik namâz iskâtı altıbinbeşyüzseksensekiz ve­yâ kısaca altıbinaltıyüz lira olur. Bir altın lira [yedi gram ve yir­mi santigram olup] yüzyirmi lira olduğu zemân, bir senelik na­mâz iskâtı için ellibeş veyâ ihtiyâtlı olarak altmış altın lâzım olur. Meyyitin velîsi beş altın ödünç alsa ve dünyâya düşkün olmayan, dînini bilen ve seven birkaç, meselâ dört fakîr bulsa: [Bunların fıtra veremiyecek, ya’nî sadaka alacak fakîr olmaları şartdır. Fa­kîr olmazlar ise, iskât kabûl olmaz]. Meyyitin velîsi, ya’nî vasıy­yet etdiği kimse veyâ vârislerinden biri veyâ bunlardan birinin vekîl etdiği kimse, (Merhûm………. efendinin iskâtı salâtı için, be­del olarak, bu beş altını sana verdim) diyerek, beş altını birinci fakîre sadaka niyyet ederek verir. Sonra fakîr, (Aldım kabûl et­dim. Sana hediyye etdim) diyerek bunu vârise veyâ vârisin vekî­line hediyye eder ve vâris teslîm alır. Sonra, yine buna veyâ ikin­ci fakîre verir ve hediyye olarak ondan geri teslîm alır. Böylece, aynı fakîre dört kerre veyâ dört fakîre birer kerre verip ve al­makla bir devr olur. Bir devrde, yirmi altınlık namâz keffâreti is­kât edilmiş olur. Meyyit erkek ve altmış yaşında ise, kırksekiz se­nelik namâz için 48 x 60 = 2880 altın vermek lâzım olur. Bunun için de, 2880 : 20 = 144 kerre devr yapar. Altın adedi on ise, 72 devr; Altın adedi yirmi ise, 36 devr yapar. Fakîr adedi on ve al­tın adedi de on ise, 48 senelik namâz keffâretinin iskâtı için, yir­midokuz devr yapar. Çünki:

Namâz kılmadığı yıllar x bir yıllık altın sayısı=fakîr sayısı x devr eden altın sayısı x devr sayısıdır. Misâlimizde yaklaşık ola­rak: 48 x 60 = 4 x 5 x 144 = 4 x 10 x 72 = 4 x 20 x 36 = 10 x 10 x 29

Görülüyor ki, namâz iskâtında, devr sayısını bulmak için, bir yıllık altın sayısı ile meyyitin namâz borcu yılı çarpılır. Ay­rıca, devr olunan altın sayısı ile, fakîr sayısı da çarpılır. Birinci çarpım, ikinci çarpıma bölünür. Bölüm, devr sayısı olur. Buğ­dayın ve altının kâğıd lira değerleri her zemân yaklaşık olarak

aynı oranda değişmekdedir. Ya’nî altın değeri ile buğdayın de­ğeri her zemân birlikde azalmakda veyâ artmakdadır. Bu ba­kımdan, iskât için, bir yıllık buğday mikdârı değişmediği gibi, bir yıllık altın sayısı da ya’nî yukarıda bulduğumuz altmış altın da hemen hemen aynı olmakdadır. Bunun için, iskât hesâbında, her zemân ihtiyâtlı olarak:

Bir aylık namâz iskâtı beş altındır.

Bir aylık ramezân orucu iskâtı bir altındır.

kabûl edilmekdedir. Devr edilecek altın mikdârı ve devr sayısı buradan bulunur.

Namâz iskâtı bitdikden sonra, tutulmıyan, kazâ edilmeleri lâzım olan orucların iskâtı için, beş altın dört fakîre üç kerre devr eder. Çünki, bir senelik ya’nî, otuz günlük oruc keffâret is­kâtı, elliikibuçuk kilo buğday veyâ 5,25 gram altın, ya’nî 0,73 adet altın lira olmakdadır. Görülüyor ki Hanefîde, bir altın bir senelik oruc keffâretini iskât eder ve kırksekiz sene için kırkse­kiz altın vermek lâzım olur. Beş altın ile, dört fakîre bir devr ya­pınca, yirmi altın verilmiş oluyor. Kazâ edilmeleri lâzım olan orucların iskâtı yapıldıkdan sonra, zekâtı için, sonra kurban için birkaç devr yapılır.

Bir yemîn keffâreti için, her gün on fakîr ve özrsüz bozulup, keffâret lâzım olan bir günlük oruc keffâreti için bir günde alt-mış fakîr lâzımdır ve bir fakîre bir günde, yarım sâ’ buğdaydan fazla verilmez. Ya’nî, birkaç yemîn keffâreti, bir günde on fakî­re verilmez. O hâlde, yemîn ve oruc keffâretleri için bir günde devr yapılmaz. Yemîn vasıyyeti varsa, bir yemîn için, bir günde on fakîrin herbirine ikişer kilo buğday veyâ un veyâ bu değer­de herhangi bir mal, altın, gümüş verilir. Bunları, bir fakîre on gün arka arkaya vermek de olur. Yâhud bir fakîre kâğıd para verip, “Seni vekîl etdim. Bu para ile, hergün, sabâh ve akşâm olmak üzere iki kerre, on gün karnını doyuracaksın!” demeli­dir. Karnını böyle on gün doyurmayıp, kahve, gazete parası ya­parsa câiz olmaz. En iyisi, bir aşçı ile pazarlık edip, on günlük parayı aşçıya verip, fakîr, bu aşçıda hergün sabâh ve akşâm ol­mak üzere iki kerre on gün karnını doyurmalıdır. Niyyet etdik­den sonra bozulan oruc ve zıhâr keffâretleri de böyle olup, bu ikisinde, bir günün keffâreti için, altmış fakîre bir gün veyâ bir fakîre altmış gün yarım sâ’ buğday veyâ bu değerde başka mal vermek veyâ her gün iki kerre doyurmak lâzımdır.

Vasıyyet edilmeyen zekât iskâtı yapılması lâzım değildir. Vârisin, zekât iskâtı için de, kendiliğinden devr yapabileceğine fetvâ verilmişdir.

Devr yaparken velî, altınları fakîrlere her verişde, namâz ve­yâ oruc iskâtı diye niyyet etmelidir. Fakîr de, geriye verirken, hediyye etdim demeli ve velî teslîm aldım demelidir. Velî, iskât yapamıyacak hâlde ise, meyyitin iskâtlarını yapmak için birini vekîl eder, iskâtları ve devri bir vekîl yapar.

İmâm-ı Birgivînin (Vasıyyetnâme) kitâbında ve bunun Kâdi­zâde Ahmed efendi şerhinde diyor ki, fakîrlerin nisâba mâlik ol­maması şartdır. Meyyitin akrabâsından olsa, câizdir. Fakîre ve­rirken, (Falancanın şu kadar namâzının iskâtı için, şunu sana verdim) demesi lâzımdır. Fakîr de, (Kabûl etdim) demelidir ve altınları alınca, kendinin olduğunu bilmesi lâzımdır. Bilmezse önceden öğretmelidir. Bu fakîr de lutf edip kendi isteği ile (Fa­lancanın namâzının iskâtı için, bedel olarak şunu sana verdim) diyerek, başka fakîre verir. O fakîr de, eline alıp, (Kabûl etdim) demelidir. Alınca kendi mülkü olduğunu bilmelidir. Emânet he­diyye gibi alırsa, devr kabûl olmaz. Bu ikinci fakîr de, (Aldım, kabûl etdim) dedikden sonra, (ol vech ile sana verdim) diyerek üçüncü fakîre verir. Böylece namâz, oruc, zekât, kurban, sada­ka-i fıtr, adak ve kul hakları, hayvan hakları için devr yapmalı­dır. Fâsid ve bâtıl alış-veriş de, kul hakları içindedir. Yemîn ve oruc keffâretleri için devr yapmak câiz değildir.

Ondan sonra, altınlar hangi fakîrde kalırsa lutf edip, arzûsu ve rızâsı ile, velîye hediyye eder. Velî alıp, kabûl etdim der. Eğer hediyye etmezse, kendi malıdır, zor ile alınmaz. Velî bir mikdâr altını veyâ kâğıd para veyâ meyyitin eşyâsından bu fa­kîrlere verip, bu sadaka sevâbını da meyyitin rûhuna hediyye eder. Borcu olan fakîr ve bâlig olmamış çocuk, devr yapmağa katılmamalıdır. Çünki, eline geçen altınlar ile borcunu ödeme­si farzdır. Bu farzı yapmayıp, altınları meyyitin keffâreti için ya­nındaki fakîre vermesi câiz olmaz. Devr kabûl olur ise de, ken­disi hiç sevâb kazanmaz. Hattâ günâha girer.

Malı olmıyan meyyit, devr yapılmasını vasıyyet ederse, velî­nin devr yapması vâcib olmaz. Meyyitin keffâretlerini iskât edecek kadar malının hepsini, mîrâsın üçde birini aşmamak üzere vasıyyet etmesi vâcib olur. Böylece, devre lüzûm kalın­madan, iskât yapılır. Üçde biri iskâta yetişdiği hâlde, üçde bi­rinden az malın devr edilmesini vasıyyet ederse, günâha girer. İbni Âbidîn, beşinci cild ikiyüzyetmiş üçüncü (273) sahîfede bu­yuruyor ki, (Küçük çocukları olan veyâ fakîr olup, mîrâsa muh­tâc hâlde bâlig çocukları sâlih olan hastanın, nâfile olan hayrât ve hasenâtı vasıyyet etmeyip, malını sâlih çocuklarına bırakma­sı dahâ iyidir.) (Bezzâziyye)de hediyyeyi anlatırken, diyor ki, (Malını hayrâta sarf edip, fâsık olan çocuğuna mîrâs bırakma­malıdır. Çünki günâha yardım etmek olur. Fâsık çocuğa da na­fakadan fazla para, mal vermemelidir).

Çok sayıda namâz, oruc, zekât, kurban ve yemîn borçları olup da, bunlar için, mîrâsın üçde birinden az bir malın devr edilmesini ve geri kalan mal ile, Kur’ân-ı kerîm, hatm-i tehlîl ve mevlid okutulmasını vasıyyet etmek câiz değildir. Bunları oku­mak için para veren ve alan günâha girer. Kur’ân-ı kerîm öğret­mek için para alıp-vermek câizdir. Okumak için câiz değildir.

Meyyitin borclu olduğu namâzları, orucları, vârislerin ve herhangi bir kimsenin kazâ etmesi câiz değildir. Fekat nâfile namâz kılıp, oruc tutup, sevâbını meyyitin rûhuna hediyye et­mek câiz ve iyi olur.

Meyyitin borcu olan haccını, vasıyyet etdiği kimsenin kazâ etmesi câiz olur. Ya’nî meyyiti borcdan kurtarır. Çünki hac, hem beden ile, hem de mal ile yapılan ibâdetdir. Nâfile hac, başkası yerine her zemân yapılır. Farz hac ise, ancak ölünceye kadar hacca gidemiyecek kimse yerine, vekîli tarafından yapılır.

(Mecma’ul-enhür)de ve (Dürr-ül-müntekâ)da diyor ki, (Meyyitin iskâtını defnden önce yapmalıdır.) Defnden sonra da câiz olduğu (Kuhistânî)de yazılıdır.

Meyyit için namâz, oruc, zekât, kurban keffâretlerinin iskâ­tında, bir fakîre nisâbdan fazla verilebilir. Hattâ, altınların hep­si, bir fakîre verilebilir.

Ölüm hastasının, kılmadığı namâzların fidyesini vermesi câ­iz değildir. Oruc tutamıyacak kadar ihtiyâr olanın, tutamadığı orucların fidyesini vermesi câizdir. Hastanın namâzlarını başı ile îmâ ederek de kılması lâzımdır. Böyle îmâ ile bir günden faz­la namâz kılamıyacak hastanın, kılamadığı namâzları afv olur. İyi olursa, bunları kazâ etmesi lâzım gelmez. Tutamadığı oruc­ları, iyi olunca tutması lâzımdır. İyi olmayıp vefât ederse, bu orucları afv olur.